Hayvan Barınağında Üzücü Olay

Aralık 11, 2013
By

 

 

Bozcaada’nın sembolü haline gelen ve hem Adalı’lar hem de turistlerin sevgilisi olan Pakize Ayşe’nin kızı, Bozcaada’nın hayvan barınağında parçalanarak öldürüldü. Ada’daki tüm hayvan dostlarının çok iyi bildiği gibi, çok sayıda sokak köpeğinin çok dar bir alanda, çamur içinde yaşamak zorunda kaldığı hayvan barınağı, barınaktan çok bir hapishaneye benziyor. Uzun yıllardan beri tek başına barınaktaki hayvanları hayatta tutma çabası içindeki gönüllü Rıza Ökten’in bu çabayı yardımsız, tek başına daha uzun süre sürdürmesi hemen hemen imkansız.

Hayvanseverler tarafından yapılan öneriler arasında şunlar var:

- Standartlara uygun bir hayvan barınağının yapılması,

- Sürekli ve kalıcı bir beslenme düzeninin kurulması,

- Belediye tarafından Rıza Ökten’e yardımcı olacak bir elemanın görevlendirilmesi,

- Barınakta kalan hayvanların ihtiyaç duydukları hareket ve ilginin onlara verilebilmesi için tüm hayvanseverlerin ilgi ve yardımı gerekmektedir.

Bozcaada Doğayı Koruma Kültür ve Sanat Derneği üyeleri bu konuda gelecek her türlü yardımı, ister proje, isterse maddi ya da mama yardımı olsun değerlendirmeye hazırlar.

 

 

Barındıramamak…

 

Bozcaaada’da bir hayvan barınağı olduğunu bilen kaç kişi var  merak ediyorum. Bilmeyenlerle burada paylaşmış olayım; yeri öyle uzakta da değil hemen merkezin çıkışında. Ada’da yaşayan çoğu kişi için en kolay tarif mezbahanın olduğu yerde olduğunu söylemem olacaktır. Şayet fark etmediyseniz normal, çünkü orası bazen bomboş olurdu. Hem zaten pek barınağa benzemiyor! Barınak olduğunun tek işareti içerideki köpeklerin havlamaları. Üstelik son aylarda sesleri de sayıları ile doğru orantılı olarak giderek artıyor. Ne de olsa istenmeyen ne kadar köpek varsa orada! Anlaşılan bir Türkiye klasiği istenen köpek şayet Pakize(köpek) gibi Ada’ya medyatik bir yüz değilse pek  yok…

Sonuç olarak ilk bakışta ufacık alanda 30′dan fazla köpek bir arada sürekli havlıyorlar. Her insan gibi bundan rahatsız oluyorum ama sadece ses değil beni rahatsız eden, beraberinde vicdanım da! Şayet empati yeteneği bu ülkede başa dert… Kendimi onların yerine koyuyorum.

Düşünüyorum da örneğin uzaylılar gelse ve beni bir sürü insanla ufacık, ihtiyaçlarımızı karşılamayan bir yere hapsetse! Böyle bir durumda bende aynı dili konuşamasam da o canlıları her gördüğümde bazen yardım, bazen ise yaptıklarına öfkemden var gücümle bağırırdım. Zira başka şansım olmazdı.

Oradaki köpeklerin sesleri de,  görüntüleri de içimi acıtıyor benim. Çünkü orası ”hayvan barınağı” kelimesinin içeriğine uygun bir yer değil. Bence orası köpekler için ölüm kampı. Yaşadığımın bende yarattığı düşünce bu!

Bundan sadece bir kaç gün önce işe giderken bazı zamanlar yaptığım gibi barınağa uğrayıp tellerin üzerinden hazırladığım yemek paketini atacaktım. Köpekler gece boyu havlamıştı  ve ben de bu durumu kafamda havaların soğuk olmasına ve aç olmaları ile ilişkilendirmiştim.  Fakat o  gün farklı idi!

O sabah beni görünce agresif olduğunu bildiğim 3-4 tanesi yine havlayarak tellere koştu. Ama sakin yapılı olan bazıları ise her zaman gösterdikleri heyecandan eser olmayan  vaziyette arka duvarın dibinde sinmiş duruyorlardı. Tellere yaklaştığımda ise onu gördüm. O sarı tüylü beden alanın ortasında delik deşik olmuş halde, açık gözlerinde donmuş bir bakışla yatıyordu. Bu görüntü karşısında donup kaldım. Bozulmuş sinirlerimle göz yaşım bitene kadar ağlayarak Allah’ın yarattığı başka canlara nasıl böyle bir kader biçebildiğimizi sorguladım.

Ağlarken sözde hoşgörü dini diye bahsedilen bir inancın olduğu ülkede insanların nasıl başka canlara bu denli tahammülsüz olduğunu düşündüm. Konuşmak, yazmak kolaydı fakat anlaşılan o ki hoşgörü kavramını yaşatmak için gereken fedakarlık kimsede yoktu. Çoğumuz sokakta yanımızdan geçen dört ayaklılara bile tahammülsüzüz.

Aklıma Hz. Mevlana Celaleddin-i Rumi sözü geldi: ” Merhametli olana Allah c.c merhamet eder; merhamet imandandır.” Onunla ilgili okuduğum bir kitapta yavruları olan aç bir köpeği özel olarak yanına gidip beslediğine dair bir  hikaye vardı.

Aradan saatler geçtikçe sakinleştim duygusal, inançsal düşüncelerden daha elle tutulur şeylere yöneldi aklımdaki düşünceler. Örneğin mevcut Belediye Başkanımız  belli ki durumun farkında değildi ya da… Diğer alternatifi düşünmek istemiyorum! Onu bilgilendirmek gerekirdi.

O cana ağlarken çaresiz hissettim kendimi; ben ne yapabilirdim ki? Sonra yaz dediler. Durdum. Düşündüm;

- Dernek kurmak masraflıydı ama neden başlangıç için en azından sosyal paylaşım alanında örneğin bir ”Bozcaadalı Hayvan Severler” grubu olmasın?

-Belediye Hayvanları KorumaKkanunu 7/b Maddesi gereğince hayvanları kısırlaştırıp aşıladıktan sonra aldıkları ortama geri bırakmaları gerektiğini bilmiyor olabilir mi? (hayvanlar 2 hafta kadar önce gelen ekipçe kısırlaştırılıp aşılandı.)

-Salınan hayvanlar için merkezde belli noktalarda yemleme noktaları oluşturulup, belli saatlerde yemek bırakılabilirdi. Böylece sokaklarda aç olmayan hayvanlar medet umarak her gördükleri insana yaklaşıp rahatsız etmezlerdi. Barınağa ihtiyacı olanlar için ise  düzgün bir bakım evi yapmak çok da olanaksız olmamalıydı…

-Oluşturulabilecek örnek bir proje ile can çekişen şarapçılığı ile tanınan adamıza belki daha çok hayvan severlerin gelmesini sağlayarak turizmine olumlu katkı bile yapardı. Malum unutmayın ki Ada’ya gelen doğa severler genelde hayvan sever de oluyor.

Ayrıca malum yerel seçimler yaklaşırken her aday doğru tercih olduğunu  gösterme peşinde. Peki adaylarımızın sokak hayvanları için görüşleri, planları nedir? Ben bir hayvan sever seçmen olarak bunu çok merak ediyorum.

Yasemin Selvihan Matthaei

 

 

 

Tags: ,

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*