Bozcaada'nın Gazetesi
Kasım 2007-Nisan 2008
Yıl: 5 Sayı: 37-39
Yıl: 5 Sayı: 37-39
Gönüllü Barışsever
Maria Moutafi Bozcaada'ya 2005 yılında annesinin köklerinin izini sürmek üzere geldi, ancak burada sadece geçmişini değil doğal güzellikleri olan bir adayı ve insanlarını - özellikle az sayıda kalan Rumları - buldu. Bu insanlar yüzyıllar boyunca Türk komşuları ile dostça yaşamış, ancak iki komşu ülkenin diplomatik çekişmelerinin arasında kalarak zorluklar yaşamışlardır. Bu süreçte adadaki sessiz ve sakin Rum azınlığın sorunlarına çözüm üretmeye katkıda bulundu. Kendisinin izlenimleri ile bizler de genelde duyulmayan bir sesi duymak fırsatını yakalayabiliriz.
Maria:
Her şey annemin doğum belgeleri ile başladı. Annem ve tüm ailesi burada doğmuş ve yaşamış. Annem Teodos Kimisis Ortodoks Kilisesi'nde vaftiz edilmiş. Annemin ve onun ebeveynlerinin doğum belgeleri buradaki müzede sergileniyor. Atalarımdan biri de cumhuriyetin ilk meclisinin vekillerinden Vassilis Kandis. Annemin izini sürerek geldiğim bu adada buradaki insanları tanıdım ve onlarla bağ kurdum. İlk geldiğim 2005 yılından beri sürekli gelir oldum. Buradaki Rum'larla ve Türk'lerle güzel arkadaşlıklar kurdum. Yaşadığım yere sadece 200km. uzaklıkta böyle güzel bir yerde bir hafta sonumu geçirebilmek çok güzel. Buraya her gelen insan tekrar gelmek ister.
Babam Karadeniz sahilindeki Şile yöresinden. Limonos'a gitmek üzere 15 yaşında Şile'den ayrılmış. 1920'li yıllarda Şile nüfusunun dörtte üçü Rum, kalanı Türk'müş. Birinci Dünya Savaşı sırasında Rum'lar Şile'den trajik bir şekilde sürülmüş, ve Yunanistan'da yeni bir Şile oluşturmuşlar. O dönemden kalan tek yapı, babamın da gittiği okul binası. Şu anda halen okul olarak kullanılıyor olması çok güzel.
Annem ve ailesi de Birinci Dünya Savaşı'nda Bozcaada'dan ayrılmak zorunda kalmışlar. Adadan ayrılan bin kadar Rum'un yarısı Limnos'a, bir kısmı da Midilli'ye gitmiş. Bazıları da Halkidikiş'te yeni bir Bozcaada oluşturmuşlar. Adayı terkeden Rum'lar arasında Atina'ya, Avustralya'ya ve diğer ülkelere giden pek çok insan varmış. Burada yaşarlarken, barış içinde huzurlu dönemlerin yanında tehlike ve tehdit altında tedirgin dönemler de geçirmişler.
Yakın zamana kadar annenizin doğum yeri ile ilgili merakınızın olmama nedeni nedir?
Annem vefat edene kadar Avrupa'da dolaştım, Londra ve Yunanistan'ın değişik yörelerinde oturdum. Bu dönemde Bozcaada'ya gelmek mümkün değildi. Alexandropolus'a dönüp annemin doğum belgelerini bulana kadar buraya gelmeyi zaten düşünmemiştim, ama bu olay üzerine adaya gelmenin artık o kadar zor olmadığını öğrenerek geldim.
Buraya herhangi bir turist gibi gelmediniz. İlk izlenimleriniz nasıldı?
İlk izlenimim küçük, şirin bir Yunan adası görünümünde bir yerdi. Ancak, bu adanın benim için özel bir yeri vardı. Dar sokaklarında yürürken köklerimi görüyordum. Atalarımın evlerini bulmak, annemin yaşadığı evi görmek, her gün yeni bir şey keşfetmek, beni her geçen gün adaya daha çok bağlıyordu. Adada Rum nüfusun arttığı yaz günlerinde daha çok Yunanca duymak mümkün oluyordu, bu da bana burasının eskiden nasıl bir yer olduğunu anlatıyordu.
Burada yaşayan yaşlı Türk'lerin anlatımına göre adada yaşam nasılmış?
O zamanlar daha çok insan varmış burada, Türkler ve Rumlar kardeşçe birlikte yaşar, birlikte eğlenir, kutlamalarını birlikte yaparlarmış. Yerleşim birimleri bir dere tarafından ayrılırmış, bir tarafta Rum'lar bir tarafta Türk'ler yaşarmış. Her biri ayrı bir dünya olan bu mahallelerden birbirlerine ziyarete giderlermiş, böylece huzurlu ve barış içinde bir yaşam sürerlermiş. Daha sonra zor günler başlamış 1964 yılında Rum okulu kapanmış. Böylece insanlar olmadıkları kalıplara girmek zorunda kalmaya başlamışlar, köklerinden ayrılmaya mecbur bırakılmışlar. Daha sonra 1974 yılında Kıbrıs çıkartması sırasında problemler artmış, Rumlar kendilerini izole edilmiş hissetmişler ve adadan ayrılmak gerektiğini düşünmüşler. Tabii bu çok konuşulan bir konu değil, ama sorulduğunda hem Türk'ler hem Rum'lar duygu yüklü anıları dile getiriyorlar.
İnsanlarla bu konularda konuşmak zor oluyor mu?
Tabii, insanlar kimseye güvenemiyorlar. Zaten genelde dinlemek isteyen, ilgilenen de yok. Belki de derinlerde hala korku var. Güçlük içinde yaşıyorlar. Kimisi, zaten ölüyoruz, ne yapabiliriz ki, diyor. Artık çok geç. Rum halkın çoğu zaten adayı terketmiş, kalanlar için ise zaten artık kaybedilecek bir şey yok. Çocukları adayı terketmiş, yaşlı insanlar. Gidenler geri gelmiyor, gelseler ne yapacaklar adada, okul yok, yapacakları bir şey yok. Eskiden ana geçim kaynağı üzümmüş, şimdi üzüm ile geçinmek mümkün değil artık. Burada çocuklarına bir gelecek sağlayamazlar. Adada kalan yaşlılar çocuklarını görmek için kışın Yunanistan'a gidiyorlar.
Yunanistan'a gidince yabancı gibi mi hissediyorlar kendilerini?
Elbette, işin ironik yanı da bu. Burada iken onlara Rum deniyor, orada Türk deniyor. Nereye giderlerse gitsinler yabancılar. Bu konuyu işleyen bir kitap var: İki Kere Yabancı.
Buradaki Rum'lar zorlu yaşamlarının sonlarındalar. Buraya gelince onlarla sohbet ediyorum, onları adada gezdiriyorum. Merkez dışına çıkınca çok mutlu oluyorlar, çünkü eskiden yazları yaşam dışarıda geçermiş. Bu yüzden, kışın kolay ısıtabilmek için, merkezdeki evlerin odaları küçüktür, mutfaklar da serin olmaları için bodrumda olurmuş, çünkü eskiden elektrik ve buzdolabı yokmuş. Bu evlerde sadece kışı geçirirler, hava ısınınca bağlarda çalışır ve yaşarlarmış.
Burada eski Rum kültürünü yeniden canlandırmak isteğiniz oldu mu?
Hayır, bence bu artık imkansız. Pazar günleri ayin olsa iyi olur ama, sadece buradaki Rum'lar için değil, ziyaretçiler için de anlamlı olur. Kilisenin işlevi burada eskiden varolan Rum Ortodoks yaşamına işaret eden bir simge olması. Zaten yaşlı Rum'lar öldükçe evler de satılıyor, şu anda otel olan bir sürü yapı eski Rum evleri. Buradaki her bir Rum evinin bir ismi varmış eskiden, hepsi birer birer satılıyor.
Bu evlerde oturan insanların bir çoğu bunların Rum evi olduğunun farkında değil mi?
Hayır değiller. Muhtemelen başka bir Türk'ten satın almışlardır. Ama geriye dönüp araştırırsanız, Rum isimlerle karşılaşırsınız. Bunlar unutuluyor. Bozcaada hoş bir ada görünümünde, ama kapalı kapılar arkasında büyük acılar var. Buraları terketmek zorunda kalmış insanlar var, yerlerine gelen yeni insanlar var.
Adayı ziyarete gelen insanlar kiliseyi turistik bir mekan gibi geziyorlar, ama burası bir müze değil, bir ibadet mekanı. Yaşlı Rum'lar yorgun, kırgın oldukları için kiliseye özen gösteremiyorlar, ama adanın geçmişini unutmasını anlamlı bulmuyorum.
'Tenedos' isminin kullanılması konusunda ne düşünüyorsunuz?
Bazı insanlar hoşlanmıyorlar bundan. Hatta birisi, Thenes Otel'in isminin Bozcaada olması gerektiğini bile söyledi bana. Geçmişi silip atamayız, zaten böyle bir şey yapmanın anlamı da yok. Adanın tarihini, geçmişini bilmek önemlidir. Birinci Dünya Savaşı'nda askerler mektuplarında ve kartlarında buradan Tenedos diye bahsediyorlardı. Daha önceleri, 11. yüzyıldan 18. yüzyıla kadar gezginlerin yazılarında Tenedos geçiyor. Piri Reis 1400'lü yıllarda buradan geçmiş ve buraya Bozcaada ismini vermiş. Bir yerin yönetimi oraya istediği ismi verir, ama o yerin geçmişi çok eskilere uzanıyorsa buna da saygı göstermek gerekir.
Adadaki duruma olumlu katkınız olduğunu düşünüyor musunuz?
Ne kadar katkım olduğunu bilmiyorum, ama buraya gelince kendimi iyi hissediyorum. Yarın birisinin kalkıp beni vuracağını filan düşünmüyorum, her iki tarafa da olumlu etkim olduğunu düşünüyorum. Bu benim için tatmin edici bir duygu. Amacım Nobel Barış Ödülü almak değil. Kilisenin veya manastırların bir bölümünün orijinal haline getirilmelerinin, en azından çer çöpten arındırılmalarının iyi olacağını düşünüyorum. Böylece turistik değerleri olabilir. Elimden geldiğince kilisenin toparlanması için çalışıyorum.
Geçen sene Yunanistan'dan buraya en kalabalık kafileleri organize ettiniz.
Evet, elimden geldiğince Panayır ve turlarla ilgili çalışmalar yaptım. Panayır oldukça farklı oldu. Hatta, müzisyenlere ve dans edenlere özel şişelerde şarap ikram edildi küçük bir hediye olarak. Böylece evlerine döndüklerinde bu geziyi anımsayabilecekler. Katılımcılardan birinin bir televizyon programı vardı, ve orada organizasyonun anlatıldığı yarım saatlik bir bölüm yer aldı. Limanda dans gösterisi de düzenlemek istedik, ancak iki ay önceden izin alınması gerektiği için bu gerçekleşemedi. Bu kadar zorluk çekmiş olan insanlara bir jest olarak bu dansa izin verilmesi hoş olurdu.
Bürokrasi ile nasıl başediyorsunuz?
Gerçekten çok bürokrasi var, zaman zaman da anlamsızlık derecesinde. Bu yüzden gelecek sene fazla bir şey yapamayacağım, zaten bu benim işim değil, bu işten bir menfaat temin etmiyorum. Ben de evde oturup başkası yapsın bu işleri diyebilirim, yapıyorsam sadece yardımcı olabilmek için yapıyorum. Bu sene güzel bir Paskalya ve Panayır organizasyonu yapmaya çalışacağım.
Yunanistan'dan kimler geliyor bu organizasyonlara?
Genellikle kulüpler ve belirli amaçlar için bir araya gelen gruplar, eski adalılar. Buraya arabayla dört saatte gelmek mümkün. Tabii maddi imkan da gerekiyor. Ama insanların gelmesi için eski yapıların korunması gerekir.
Yeni çan kulesi iyi bir başlangıç.
Bu yapıların ihmal edilmesinin nedeni restorasyonu yasaklayan bir yasa olması. Başbakan Erdoğan adaya geldiğinde buradaki Rum'lar için bir şey yapmak istedi, onlar da çan kulesinin restore edilmesini istediler. Güzel bir jestti bu. Bürokrasinin çarkı hızla döndürüldü ve kısa sürede çok güzel bir çan kulesine kavuştuk. Adanın uzun tarihini yansıtan bir yapı.
Bozcaada'da günümüzde azınlıkların durumu nedir?
Yaşlı Rum'lar Türk'lerle kaynaşmış durumdalar. Ama adada yaşayan 2000 nüfusun sadece 20'si Rum. Türk vatandaşı olmalarına rağmen kendi dillerini konuşabilmeleri, istedikleri şekilde ibadetlerini yapabilmeleri gerekir. Ayrılanların bir araya gelerek ada ile bağlarını güçlü tutmalarının anlamlı olacağını düşünüyorum. Yeni nesiller artık Türkçe konuşmuyorlar, ada ile ilgileri yok.
Sonuçta iki yol var: meseleyi görmezlikten gelmek veya sizin gibi olduğu gibi kabul etmek. Ama bunu herkes göremez. Ne yapılabilir?
Hakan Gürüney bu konuda üzerine düşeni yapıyor. Müzede, yüzeyde gözükenlerin derinliklerinde neler olduğunu görmek mümkün. Tabii herkesin ilgisini çekmiyor bunlar, bazı insanlar deniz ve güneş için geliyorlar buraya.
Araştırmalarınızda kaynak olarak ne kullanıyorsunuz?
Ada hakkında yazılan her şeyi barındıran bir kütüphanem var. 2005 yılından beri ada hakkında Yunanca ve İngilizce yazılan her şeyi topladım. Duygusal değil objektif olmaya çalışıyorum. Elimden geleni yapıyorum, ve umarım başkaları devam eder bu yolda, çünkü yorulmaya başladım.
Başlangıçta böyle büyük bir işe olduğunun farkında mıydınız?
Böyle olacağını tahmin etmiyordum. Gittikçe daha derinlere daldım. Açıkçası, artık biraz kendimi geri çekmek istiyorum. Ama kilisenin olanakları çok sınırlı olduğu için bir şeyler yapmak zorunda hissettim kendimi. Papaz öldüğünden beri Papaz Dimitris Gökçeada'dan geliyor, ancak sağlığı nedeniyle sadece özel günler için gelebiliyor. Papazsız bir kilise tam bir kilise değildir, düzenli ibadeti olanaksız kılar. Kilise isteyen herkese açık olmalıdır. Bu ada hep çok toplumlu olmuştur ve bunu devam ettirmelidir.
Lisa Lay
Çevirmen: Levent Turan
3