Bozcaada'nın Gazetesi
Nisan 2009-Ekim 2009
Yıl: 6 Sayı: 45-47
Nisan 2009-Ekim 2009
Yıl: 6 Sayı: 45-47
Bozcaada 'da Koruma Kurulu gerçeği
"Kültür Ve Tabiat Varlıkları Koruma Kurulu gibi bir kurulun bugünkü koşullarda işlevi nedir ve böyle bir kurula neden ihtiyaç duyulmaktadır?" Bozcaada , Assos , Safranbolu vb. gibi kasabalarda koruma kurullarından onay alınmadan tek bir çivinin bile çakılmadığı sözüm ona korunan alanlarda 15 yıllık süreçte gelinen noktada bu soruyu sorma gereğini duymaktayım. Ben, diğer yerleri bir kenara bırakarak içinde yaşadığım ve son 23 yılını iyi tanıdığım Bozcaada hakkında bazı tespitlerde bulunmak istiyorum.
1991 yılında sit bölgesi ilan edilerek koruma altına alınan Bozcaada kasabası ve kasabanın dışındaki bazı bölgeler Arkeolojik Sit Alanı, bütün ada ise Doğal Sit Alanı'dır. Sit alanı, korunması gereken bölge anlamına gelmektedir. Bu tarihten itibaren tüm imar planları, mimari projeler, inşaat ruhsatları ve kullanma izinleri için Bozcaada Belediyesi 'nden ayrı olarak, Kültür ve Tabiat Varlıkları Koruma Kurulu ve Çanakkale Müze Müdürlüğü'den de onay alınmaktadır.
Genellikle mimar olarak ancak iki üyenin bulunduğu, farklı meslek gruplarından uzmanların (arkeolog ve sanat tarihçilerinin) mimarların projelerini kontrol ettiği bir sistem ile çalışan Kültür ve Tabiat Varlıkları Koruma Kurulu her zaman bir türlü bitmeyen ve aylarca süren prosedürleri ile anılır olmuştur. Kültür ve Tabiat Varlıkları Koruma Kurulu içinde "Raportör" olarak adlandırılan mimar memurlar mimarlık hakkında tasarımcı ve uygulamacı mimardan daha fazla söz sahibidir.
Kurul üyeleri inceledikleri projelerde, o coğrafyaya ve o bölgenin mimari özelliklerine uygunluğu konusunda yetkin olmalıdırlar. Yeni projelerde özgün mimari dil oluşturacak mimarlara destek vererek estetik değer arayışı içerisinde olmaları ve restorasyon çalışmalarında Bozcaada'nın geçmiş mimarisi ile uyumunu arayan gelişmiş bir koruma anlayışı ile çalışmaları gerekmektedir. Oysa, tek tek kapı, pencere oranları, çatı eğimi, bahçe duvarları ve veranda büyüklüğü gibi detaylarla ilgilenmeleri; kurul raportörlerinin de çizim teknikleri ve metraj kontrolü ile 3-5 santimin hassasiyeti peşinde koşması Kültür ve Tabiat Varlıkları Koruma Kurulu'nun bir devlet dairesi zihniyetiyle çalıştığının göstergesidir. Halbuki imar durumu ile tüm teknik detayları kontrol eden Bozcada Belediyesi ve çizim tekniklerine, genel olarak imar hukukuna bakan "Mimarlar Odası "vardır.
Koruma Kurulu tüm bu kurumların kontrolü için kurulmuşsa kurulları kim kontrol edecektir?
Bu eleştirilerin dayanak noktası 1991 den günümüze kadar gelen kurul kararları ve onların uygulamalarıdır. Son 15 yıllık süreçte gelinen noktada, ada genelinde adanın geleneksel mimari dokusuna uygun üretilen bina sayısı oldukça azdır. Kurul tarafından alınan keyfiyete bağlı bazı tasarım kararları, bir dönemdeki kurul üyelerinin hayır dediği bir karara, diğer dönemdeki kurul üyelerinin olur vermesi, Bozcaada'yı hiç tanımayan kurul üyelerinin buranın mimari dokusu ile ilgili söz sahibi olması ve buna bağlı olarak verdiği çelişkili kararlar, henüz ortada bir suç olmamasına rağmen gelecekte kaçak yapıya müsait bir durum oluşturuyor gibi muğlak bir nedenle imar kurallarına uygun olarak hazırlanmış projelerin reddi, gördüğümüz uygulamalardır.
Bazı kurul kararları ise tamamen çözümsüzlük üzerine kuruludur. Örneğin, restore edilmek istenen bir yapının rölöve ve restorasyon projesinin 3 kez düzeltilmesi istendikten sonra, o rölöve projesinin ilgili binaya ait olmadığını söyleyecek kadar anlaşılmaz bir tutum sergilenmiştir. O proje o binaya ait değil ise, neden 3 kez düzeltme istenmiştir, bir mimarın başka bir binaya ait rölöve projesini sunması bunca kontrol içinde mümkün müdür? Oysa, aynı binanın yıkılmak üzere ve tehlike arz eden bina
olduğunu ve bir an önce önlem alınmasını gerektiğini söyleyip, tamirine izin vermeyen mantıkla iş yapan yine aynı kuruldur. Kasaba içerisinde balkon veya çatı arasında terasa izin verilmemesi yüzünden, hala halkın çamaşır asma problemi çözülememiştir. Fakat iş devletin ya da hatırı sayılır kişilerin projesine gelince bazı kurallar yok sayılabilmektedir. Geçmişte kurul kararları ile reddedilen daire formlu pencere örneğini, şu anda inşaatı devam etmekte olan şarap fabrikası binasında görmekteyiz. Ayrıca 90 cm den büyük kapı yapılamaz ve binalar taş kaplanamaz kuralı, yeni yapılan benzin istasyonu binasının kapısına ve cephe kaplamasına gelince nedense ihlal ediliyor. Bütün bu çifte standartlı sorumsuz uygulamaların kaldırılması gerektiğini savunuyorum. Bozcaada halkının temel hatası binayı uygulayan kişilere tavır almalarıdır, halbuki kanunen hak kazanmış yatırımcılara kızmak yerine, onlara bu hakkı veren kurumların çifte standartını sorgulamak gerekiyor.
Bütün adadaki Bayındırlık Bakanlığı'nın standart köy okulu tip projesi gibi onay alan binalara yine bu "Koruma Kurulu "onay vermiştir. Bugün Bozcaada'da aynı projenin evirilip çevirilip yeniden belediyeye sunulması ve kuruldan geçmesi ile oluşan onlarca aynı bina bulunmaktadır. Bu projelere onay veren kurul mu korumaktadır Bozcaada'yı? Ayrıca koruma anlayışı böyle mi olmalıdır? Modern toplumlarda farklı arayışlarla gerçekleştirilen koruma örneklerine bakarsak, Bozcaada'da uygulanan ve sanki bina yapıldığı tarihte donmuş gibi, sadece o yapının kurtarılmasına yönelik olan koruma anlayışının eksik ve yetersiz olduğunu söyleyebiliriz. Mimarinin, doğal çevrenin içinde sosyo kültürel ortamdan etkilenerek insanın değişen ihtiyaçları ile birlikte varolan bir organizma olduğu unutulmuştur.
Kurul üyelerinin elitist yaklaşımı ve Bozcaada için alınan genel kararlarda problemlere hakim uygulamacı mimarlarla diyalog ve sivil toplum örgütleriyle ilişki kurulmadan yapılan anti demokratik ve baskıcı uygulamaları, mevzii imar planı onaylarında, sınır çizgilerine bakarsak görebileceğimiz keyfi tutumları hep birer eleştiri nedenidir. Koruma Kurul raportörleri ile belediye fen memurlarının aynı zamanda ağır ceza mahkemelerinde yargılandığı bir süreç yaşanmaktadır. Resmi kurumlar arasında daima süren çatışma, ilişkisizlik ve halka yansıyan çözümsüzlük yıllardır Bozcaada'nın bir gerçeği olmuştur. Müteahhitlik şirketlerinin mimarın tasarladığı yapı ile mimardan daha fazla söz sahibi olduğu ve mimarların sadece bir imzacı gibi algılandığı bu sistemde, iktidar çevrelerine hizmet eden belediyecilik anlayışı ve modern şehirlerdeki prototip yaşamların sonucu oluşan kültürsüzlük ortamında ve özgür düşüncenin yeşeremediği bu toplumda, arz talep ilişkisine bağlı olarak özgün tasarıma ve mimara ihtiyaç yok. Dolayısıyle Koruma kurullarına da ihtiyaç yok.
İnsanlar moda olduğu için Bozcaada' yı görmeye geliyorlar. Sadece hoş bir fantezi bu, gerçekten böyle bir mekanda yaşamak isteselerdi, buna sahip olmanın bedellerini öderlerdi. Tam tersine insanlar şehirlerde alt yapısı bile tamamlanmamış, site adı altında inşaa edilen alışveriş merkezi modelli modern hapishanelerine dünyanın parasını ödeyerek yaşamayı tercih ediyorlar. Bugün şehirlerde devlet eliyle üretilen "Toki "olarak adlandırılan, özel sektörde ise farklı kimliklerle tanımlanan fabrika konutlar doğal olarak fabrika şehirler oluşturacaktır ve böyle bir kültürel yapıda Bozcaada gibi kasabalar yok olmaya mahkumdur. Belki bir şans eseri, şu anda yapımı devam etmekte olan "Koruma Amaçlı İmar Planı" nın tasarlandığı aşamada, sivil toplum örgütleriyle veya bireysel onay ve itirazlarımızla kanuni haklarımızı kullanarak Bozcaada'nın geleceği ile ilgili insiyatif alabiliriz ve hatta almalıyız.
10 Haziran 2009 Mimar Özen Çerençe